Yaklaşık 130 yıl önce Sinop’a gelen Rus asıllı seyyah Lidya Paşkova ve 1913 yazında Sinop’a sürgün edilen Türk edebiyatının önemli isimlerinden Refik Halid Karay, şehirdeki ineklerin halini şaşkınlıkla tasvir etmişlerdir.
Lidya Paşkova, 1880’lerin sonlarına doğru Sinop’a yaptığı ziyaret sırasında Sinop’un ineklerine dair "Sefil sahiplerinin kapıları önünde, akan dere kollarında bir sığınak arayan ineklerin böğürtüleri, dalıp gittiğim düşüncelerin akışını bozuyor. Bu zavallı hayvanlar Sinop’taki harabelerde ve mezarlıklarda biten cılız otlardan başka şey yemezler. Akşamları hiçbir barınakları, döşekleri yoktur ve sokaklardaki döşeme taşlarının üzerine uzanmak zorundadırlar. Roma’ya uzun süre kafa tutmuş bir halkın torunları olan bu Ortodoks Hristiyanların (Sinop Rumlar’ından bahseder), bedbaht hayvanlarını yatıracak bir ahırları bile yok. Temizlikten pırıl pırıl parlayan ve ayakları hasır sandallarla korunan küçük Japon ineklerini hatırlıyorum. O ineklerle, Sinopluların şu kadidi çıkmış, tüyleri diken diken, soğukta, karda ve yağmurda acıyla inleyen bu hayvanları karşılaştırıyorum” demiştir.
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Refik Halid Karay ise Sinop’ta gördüğü manzara karşısında, “100 yıl sonra bu ineklerin kedi gibi damlarda serçe avlarken görürseniz şaşırmayın” demiştir.
Bugün Adabaşı’nda hâlâ sokaklarda dolaşan inekler, Sinop’un geçmiş kültür kodlarını hatırlatan önemli bir unsur olarak varlıklarını sürdürüyor. Hem geçmişteki gözlemcilerin hem de günümüzdeki vatandaşların bu ineklere bakışı, Sinop’un köklü geçmişine dair izler taşıyor.




Yorumlar
Kalan Karakter: