Eğitim Sen Sinop Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’de uzun yıllardır eğitim-öğretim alanında çeşitli sorunlar yaşandığı belirtilerek, kamusal, laik ve bilimsel temelde sürekliliği olan bir milli eğitim politikasının oluşturulamadığı savunuldu. Eğitim sisteminin sık sık değişikliğe uğradığı ifade edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi;
"Ülkemiz, gelişmekte olan bir ülke olduğu için eğitim-öğretim alanında uzun yıllardır çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Özellikle Köy Enstitüleri’nin kapatılmasından sonra kamusal, laik ve bilimsel temelde sürekliliği olan bir “Millî Eğitim Politikası” oluşturulamadı. Laik, evrensel değerlere uygun ve bilimsel bir eğitim-öğretim sistemini kalıcı biçimde yerleştiremedik. Eğitim alanı adeta bir deneme tahtasına dönüştürüldü; her gelen iktidar, çağın gereklerine uygun bireyler yetiştirmek yerine kendi ideolojik yaklaşımını dayatmayı tercih etti. Siyaset, her alanda olduğu gibi eğitimi de arka bahçesi hâline getirdi.
Ancak hiçbir iktidar, mensubu olduğunuz AKP iktidarı kadar eğitim-öğretim alanında köklü ve tartışmalı değişiklikler yapmamıştır. 2002 yılından itibaren eğitim sisteminde gerçekleştirilen uygulamalar, kamusal ve bilimsel eğitimin niteliğini zayıflatmıştır. 4+4+4 eğitim sistemi ile 65 aylık çocukların ilkokula başlatılması, ilkokul süresinin dört yıla indirilmesi ve imam hatip ortaokullarının yaygınlaştırılması kamuoyunda haklı kaygılara yol açmıştır. Beklenen sonuçların alınamaması üzerine seçmeli din derslerinin yaygınlaştırılması yoluna gidilmiş; diğer seçmeli dersler için yeterli öğretmen olmadığı gerekçesiyle velilerin belirli derslere yönlendirilmesi eğitimde eşitlik ilkesini zedelemiştir.
Eğitim-öğretim programlarında yapılan değişiklikler ise pedagojik ve bilimsel bir ihtiyaçtan çok, ideolojik bir yönelim izlenimi yaratmıştır. Ders içeriklerinde yapılan ve eğitim bilimciler dışında kamuoyunun denetimine açık olmayan düzenlemeler, bilimsellikten uzaklaşma eleştirilerini artırmıştır. Okulların tek tip bir anlayış doğrultusunda dönüştürülmeye çalışılması, eğitimin çoğulcu ve demokratik yapısına zarar vermektedir.
Bakanlık göreviniz süresince çeşitli dini vakıf ve derneklerle imzalanan protokollerle ve bu yapılara sivil toplum örgütü (STK) diyerek okullarda faaliyet yürütmesinin önü açılmıştır. Kamusal eğitim alanının dini referanslı yapıların etkinlik alanına dönüştürülmesi, laiklik ilkesine aykırıdır. Eğitim politikaları; herhangi bir inanç grubunun ya da ideolojik anlayışın değil, toplumun tamamının ortak yararını gözetmelidir.
Son olarak okullara gönderilen ve Ramazan ayı etkinliklerinin nasıl yürütüleceğini ayrıntılı biçimde düzenleyen yazı, laik ve bilimsel eğitim anlayışından daha da uzaklaşıldığını göstermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. maddesi açıkça, kimsenin ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya zorlanamayacağını hükme bağlamaktadır. Devlet, eğitim hizmetlerini inançlar karşısında tarafsız biçimde sunmakla yükümlüdür.
Söz konusu etkinlikler kapsamında velilerden izin belgesi istenmesi, aileleri dini inançlarını açıklamaya zorlayabilecek bir baskı ortamı yaratabilir. Öğrencilerden evlerindeki iftar sofralarına ilişkin fotoğraflar talep edilmesi ise sosyoekonomik eşitsizliklerin görünür hâle gelmesine ve çocukların psikolojik olarak olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Bu durum, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 16. maddesinde güvence altına alınan özel yaşamın korunması ilkesine aykırıdır. Aynı sözleşmenin 14. maddesi de çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne saygı gösterilmesini zorunlu kılmaktadır.
Ramazan ayı boyunca planlanan etkinliklerde öğretmenlerin görevlendirilmesi de ayrı bir sorundur. Katılmak istemeyen öğretmenlerin baskı altına alınması, fişlenmesi ya da cezalandırılması ihtimali, çalışma barışını zedeleyecektir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevi; eğitim emekçilerini ayrıştırmak değil, demokratik ve huzurlu bir çalışma ortamı sağlamaktır.
Bizler, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ilkeleri doğrultusunda; laik, bilimsel, demokratik ve kamusal eğitimi savunuyoruz. Eğitim; piyasacı, gerici ve ayrımcı uygulamalardan arındırılmalı; tüm çocuklar için eşit, parasız ve nitelikli bir hak olarak güvence altına alınmalıdır. Çocukların beslenme, barınma, güvenlik ve akademik gelişim sorunları çözülmeden; ideolojik yönlendirmelerle eğitim politikası oluşturulamaz.
Okullar; çocukların kendilerini özgür, güvende ve eşit hissettikleri kamusal alanlar olmalıdır. Eğitim-öğretimi dinselleştirmeye yönelik uygulamalardan vazgeçilmesini, yayımlanan yazının geri çekilmesini ve eğitim politikalarının pedagojik bilimler ışığında, tüm eğitim bileşenlerinin katılımıyla yeniden ele alınmasını talep ediyoruz.
Laik, demokratik ve bilimsel eğitim tüm çocuklarımızın hakkıdır. Bu hakkın korunması, hepimizin ortak sorumluluğudur."
Yorumlar
Kalan Karakter: