Sinop Kent Sohbetleri Sinop’un tarihine ve kültürüne ışık tutuyor. La Mer House Of Coffee de gerçekleşen söyleşi Doç.Dr.Cenk Demir’in Modoratörlüğünde gerçekleşti. Söyleşi de Sinop Balkan Türkleri Derneği Başkanı Kenan Aral mübadillerin 101. yıllık öyküsünü anlattı.
Konuşmasına ailesinin ve diğer Türklerin Anadolu’ya gelişini anlatarak başlayan Aral; “Annem ve babam, ninem 3 kişi birinci kuşak ninem 37 yaşında, babam 7 yaşında, annem 6 yaşında Drama ili, Sarışaban Kasabası, Olucak köyünden geliyorlar. Samsun’a intikalleri 1 Mayıs 1924’de oluyor. Rumların oradan çıkış tarihi muhtemelen 15-20 gün öncesi. Mübadele kelimesi çok yabancı bir kelime o anlarda mübadele olacakmış deniliyor kimse bilmiyor. Neden yapılıyor diye sorulduğunda insan değiş tokuşu buradaki Müslüman Türkler Anadolu’ya gidecek Anadolu’daki Rumlar Yunanistan’a gidecek nüfus mübadelesi olacak diye anlatılıyor mübadele kavramını bu şekilde öğreniyorlar” dedi.

Aral, konuşmasında mübadillerin yaşadıklarını mübadil ve mübadele kelimelerinin anlamlarından bahsederek; “1985 yılına kadar da mübadeleyi bilmeyen çok kişiler vardı. Bize Sinop’ta çok fazla kişi mübadele nedir biz muhacir diye biliyoruz diye soruyordu. Biz ısrarla mübadele ve mübadil kelimelerini kullanıyorduk. Çünkü mübadele demek iki ulus devlet arasında imzalanan anlaşma demek ve dünya da ilk defa bir mübadil anlaşması imzalanıyor. 30 Ocak 1923 tarihinde mübadil anlaşması Lozan anlaşmasına ek olarak imzalanıyor ve 3-4 gün içerisinde herkes biliyor ki alıp getirebileceği şeyleri beraberinde getirecek, ekili tarlalarını, ahırda bulunan koyununu, büyükbaş hayvanını, bahçede mısırını herşeyini bırakıyor evinden anahtarını alıp çıkıyorlar sadece kullanabileceği eşyalarını yanlarında götürebiliyorlar” diye konuştu.

Türklerin ve Rumların yer değişikliği sırasında yaşadıkları ilginç olayları aktaran Aral, “Mübadele esnasında altının götürülmesi yasaklanmış buradaki Rumların oraya götürmesi de yasaklanmış oradaki Türklerin de buraya getirmesi yasaklanmış. Haliyle bazıları geri döneceğiz düşüncesiyle altınlarını kendi işaretleri yerlere ceviz ağacının dibidir, elma ağacının yanıdır, çeşmenin soludur, caminin veya kilisenin etrafı gibi belli yerlere gömmüşler. Buradaki Rumlar da aynı şekilde aynı şeye başvurmuşlar 70’li yıllarda köylerimize gelen Rumlar ellerinde haritalar ile geliyordu biz annemizin babamızın köyünü arıyoruz diyorlardı meğerse altın arıyorlarmış” şeklinde konuştu.
Yorumlar
Kalan Karakter: